SON DAKİKA

Burası Holaysa

Seçim Kampanyaları

Seçim Kampanyaları
Bu haber 24 Kasım 2016 - 22:09 'de eklendi ve kez görüntülendi.

2011 siyasi açıdan hareketli geçecek. Haziranda genel seçim var. Yurt dışında yaklaşık bir yıl önceden başlayan seçim kampanyalarına Türkiye’de rastlamak zor. İletişim stratejisi savaşlarında safınızı iyi belirleyin. Bu, aklımızı çelmek üzerine kurulu bir bilim. Ne olduğunu bilmezseniz sürüklenip giderseniz. İşin uzmanı Gülfem Saydan Sanver, 2007 seçimlerinde AKP, CHP ve MHP’nin seçim kampanyalarında yer almış bir isim olarak işin inceliklerini anlattı.
Ayşegül Savur
asavur@doganburda.com
fotoğraf: Sebati Karakurt
çizim: OLGA AYKAN
Güneşli bir brunch’ta tanıştım onunla. Tembel bir pazar öğleninde arkadaşlarımızla sohbet ederken, kendimizi siyasetin ortasında bulduk. Gülfem Saydan Sanver, bize seçim kampanyasında yer aldığı üç partiyle ilgili her zaman rastlayamayacağımız türden bilgiler vermeye başlayınca hepimiz kulak kesildik. Henüz çok genç, ama 29 Mart 2009 seçiminde Sarıyer’in CHP’den aday olan ismi Şükrü Genç’in iletişim danışmanlığını üstlenmiş. 14 Şubat’ta aldığı görev sırasında izlediği farklı iletişim stratejisi ile CHP’nin bu ilçede 20 yıl aradan sonra ilk kez belediye başkanlığını almasında önemli rolü olduğunu söylemek abartılı olmaz. 2007 genel seçimlerinde AKP, CHP ve MHP’nin kampanya çalışmalarında yer aldı. Türkiye’deki partilerle irtibata geçmesi ve ‘içeriye’ kabul edilmesi kolay olmadı. Sonunda bu üç partide geçirdiği birkaç ayın sonunda, Türkiye’ye egemen üç seçmen tabanı hakkında herkesin bu kadar yakından edinemeyeceği gözlemlere sahip oldu. “Kampanyada rakibini ötekileştirebildiğin ölçüde başarılısın” diyor. Daha fazlası röportajımızda.
    Partiler hiç tanımadıkları birini nasıl alıyorlar? AKP örneğin?
    O dönemde doktora tezim için siyasi röportajlar yapıyordum. Bu sayede AKP il başkanı Mehmet Müezzinoğlu ile tanışmıştım. Ondan rica ettim, “Çalışabilir miyim?” diye. Müzezzinoğlu tezim için olduğunu biliyordu. Bana “Maalesef artık havalar çok sıcak, ev gezmelerini çok azalttık” dedi. Ondan yardım alamayacağımı anlayınca, içeriye girip çalışmamın şart olduğunu düşündüm ve başka yollar denemeye karar verdim. Sonunda önce kadın, sonra da gençlik kollarıyla tanışıp çalışmanın bir yolunu buldum. O dönemde kimse tez yaptığımı bilmiyordu.
    Ön araştırma yapılmıyor mu?
   Üye olma prosedürleri var tabii, ama üç parti için de şu geçerli: Size güven duymaları zaman alıyor. Seçim dönemlerinde katılımlar nispeten daha kolay. Çünkü partilerin insan kaynağına ihtiyacı oluyor.
Üç partinin tabanını da gördün. Nasıl çalıştıklarını, insan profillerini anlatır mısın? AKP ile başlayalım…
AKP’nin ilginç bir portresi var. Her yaş grubundan kadın, erkek, genç çalışanlar var. Benim özellikle dikkatimi çeken, AKP’lilerin seçim kampanyasında ailece çalışması. Çocuk, gençlik; anne, kadın; baba parti kollarında çalışıyor. Ailece çalıştıkları için motive oluyorlar. Kadın, “Akşam kocam gelecek, eve gitmeliyim” demiyor. Kocası işten çıkınca onunla birlikte çalışmaya başlıyor çünkü.
    CHP’de durum nasıl?
   Buradaki kadınların çoğu, AKP’dekinin tersine akşam kocası geleceği için eve gitme telaşında. Ayrıca burada çalışırken, bir yandan kendi sosyal hayatını da dengede tutmaya çalışıyor. Oysa AKP’de çalışan kadının aynı zamanda sosyal hayatı zaten AKP. CHP ile AKP’nin ortak yanı, her ikisinde de kadın ile gençlik kollarının çoğu zaman birlikte çalışması. Bayrakları kadınlar hazırlar, gençler asar.
    Ya MHP?
   Burada kadınlara, gençlik kolları yerine ülkü ocaklarında çalışan gençler yardımcı oluyor.
   Neden gençlik kolu yok MHP’de?
   Ülkü Ocakları olduğu için… Burada her yaştan insan var.
Sosyo ekonomik sınıf olarak AKP’liler ile CHP’liler arasında nasıl bir fark gözlemledin? MHP’nin sosyo-ekonomik düzeyi nasıl?
Çalışan militanlar açısından sosyo-ekonomik düzeyi en yüksek parti CHP’ydi. En çok üniversite mezunu militanın bulunduğu parti de CHP’ydi. Ama 2007’de, AKP’de hakikaten her kesimden çalışan insanlar vardı. Gecekonduda oturanı da vardı, lüks sitelerde oturanı da. Militanlarının sosyo-ekonomik düzeyi en düşük parti MHP idi.
   “Militan” derken neyi kastediyorsun?
   Partinin idari kadroları dışında kalan parti çalışanlarını… Bayrak asan, billboard yerleştirmesi yapan, partide aktif olarak çalışanları…
     farklı kesimleri AKP’de buluşturan ne?
   Partinin militan kadrosunda ailesi Demokrat Partili ya da ANAP’lı çok genç vardı. Onlar sağ partide çalışmak istiyorlar. MHP milliyetçi, CHP fazla sol geliyor. Dolayısıyla AKP’yi sağ parti olarak görüp orada çalışıyorlar.
     Seçmenlere yönelik en iyi stratejiyi hangi parti kuruyor?
Özellikle 2007 seçimini düşünürsek AKP başarılı… Bir kere AKP’nin sürekli çalıştığı bir reklâm ajansı ve iletişim danışmanı var. Tayyip Erdoğan’ın belediye başkanı olduğu dönemden beri onunla çalışıyorlar. Onu ve partiyi iyi tanıyorlar. Edibe Sözen, medya ve planlamadan sorumluydu 2007’de. Aynı zamanda genel başkan yardımcısıydı. Bu işin edebiyatını bilen biri. Bunlar birleşince AKP başarılı oldu.
Ev ziyaretleri önemli
AKP’nin veya CHP’nin şu anda yürüttüğü, ama sıradan seçmenin farkında olmadığı ne tür kampanyalar var?
2007’de Mehmet Müezzinoğlu ile tezim için röportaj yapmıştım. “AKP İstanbul il teşkilatında üye olan herkesin, mutlaka haftada bir gün bir aile ziyareti yapmasını istiyoruz, üyeler de sağ olsunlar bunu uyguluyorlar” demişti. AKP gerçekten sürekli ev ziyareti yapıyor.
Nerelere gidiyorlar? Bana gelen olmadı bugüne kadar.
Her yere… Genellikle yasak olduğu için sitelere girilemiyor. Ya da sitede oturan birini ayarlamanız lazım sizi içeriye soksun diye. Ama onun dışında mahalleleri, sokakları ayırıp geziyorlar. Önemli olan seçim döneminde değil, seçim sonrasında gezmek. Zaten seçim döneminde ziyaretler yoğun oluyor. AKP çıkar MHP gelir, MHP çıkar CHP gelir; bir mesaj bombardımanı olur. Ve kafa karışıklığı yaratır.
    CHP ya da MHP bir şey yapmıyor mu?
“Hiçbir şey yapmıyor” demek yanlış olur. Ama kampanyalarda bütçe çok önemli. ABD’deki kampanyalara baktığınızda adaylar işe bütçeleri için bağış toplayarak başlıyorlar. Çok bağış toplayan adayın kazanacağına inanılır. Türkiye’de bağış toplamak yasak. Sadece devletten hazine yardımı alabilirsiniz. Ama bu yardım, barajı aşan partilerin son seçimde aldıkları oy oranında yapılıyor. Barajı aşamasalar da yüzde 7’den yüksek oy alanlara da bir miktar yardım veriliyor. Bu miktarlar seçim dönemlerinde artar. Bu durumda iktidar partisi avantajlı çıkıyor. 2007’de, AKP’nin aldığı hazine yardımı, aşağı yukarı CHP’nin iki katıydı. Yanlış hatırlamıyorsam CHP 79 milyon lira alırken, AKP 141 milyon lira, MHP 34 milyon lira almıştı. Seçimde aday olmak isteyenlerden bağış toplanıyor, partililerin kendi yardımları var. Mesela ilçede çalışan biri, ilçe örgütünün ihtiyaçlarını karşılayabiliyor.
“CHP, Kılıçdaroğlu ile değişti”
Kamuoyunda şöyle bir kanı da var; AKP’liler çalışıyor, CHP’liler Atatürkçülüğe sığınıp politika üretmiyor. Sen aralarında bulundun, aynı fikirde misin?
Kılıçdaroğlu genel başkan olduktan sonraki CHP farklı. Gürsel Tekin, İstanbul il başkanı olduğunda İstanbul’daki örgütü epey toparlanmıştı. CHP’ye 2007’den sonra hareketlenme geldi. 2009 yerel seçimlerinde çok aktif bir parti gördük. Kılıçdaroğlu’nun gelmesiyle daha da istekle, şevkle çalışan bir CHP var.
CHP’nin klasik bir seçmen kitlesi var. Bu kitlede CHP’nin türban yaklaşımını beğenmeyenler ve “Biz zaten bunu önlesin diye oy veriyorduk” diyenler var. Bu tür yeni yaklaşımlar CHP’nin kemik kitlesini azaltır mı?
Yaptığınız politikalarda üç şeyi bir arada tutmanız lazım. Tarafsızları yanınıza çekerken, karşı taraftakileri tarafsız yaparken kendi seçmeninizi de kaybetmemeniz lazım. O noktada kullanılan söylemler çok önemli. CHP türbana karşı çıkmayabilir, ama bunu seçmenini küstürmeden yapması lazım. Mesajınızı ne kadar geniş bir tabana yayarsanız, insanlara o kadar çabuk ve kolay kabul ettirebiliyorsunuz. Sadece CHP için geçerli değil, tüm partilerin, çeşitli kesimlerle, sivil toplum kuruluşlarıyla (STK), öğretim üyeleriyle, medyayla konuşup bir şeyler söylemeleri önemli. Sadece sizin değil, toplumun çoğunluğunun bir şeyler söylemesi önemli. Zaten bunu oturttuğunuz zaman seçmeninizi kırmazsınız.
   O kadar etkili mi STK’lar Türkiye’de?
Siz CHP olarak, “Kadına pozitif ayrımcılık yapılmıyor, çocuk istismarının önüne geçilmiyor” dediğiniz zaman negatif olmaya başlıyorsunuz. Kadına pozitif ayrımcılık yapılmadığını KADER veya benzeri bir sivil toplum örgütü söylese daha etkili olur. Siyasette ne kadar kalabalıksanız o kadar güçlüsünüz. Seçmenler de sürekli olumsuzluklardan bahseden değil, umut yaratabilen liderin peşinden gitmeyi tercih ediyor.
    Bayraklar neden bu kadar önemli?
   Seçim döneminde bayraklar sarıyor her tarafı… Bir insan bayrağa bakıp oy verir mi?
Seminerlerde konuşurken de en çok sorulan soru budur. Ama sadece bayrak diye bakmayın. Seçmeni, kazanacağınıza görsel olarak da ikna etmeniz gerek. Siz o bayrakları astığınız zaman gücünüzü ortaya koyuyorsunuz. Partinin maddi gücü var ki o bayrakları alabilmiş. Organizasyonu iyi ki bu bayrakları asmış. Alt yapısı da güçlü ki bu bayrakları koruyabilmiş. Çünkü siz tapu sorununu çözme vaadinde bulunuyorsunuz. Seçmenin, buna inanması için, güçlü olduğunuzu görmesi lazım. Seçimde psikoloji çok önemli çünkü. Dahası meşrulaşıyorsunuz.
   Peki nasıl korunuyor bayraklar? ‘Militan’ dediğin insanlar tarafından mı?
Tabii ki, geceleri sabahlara kadar devriye geziyorlar. Asmak kadar önemlidir koruyabilmek…
    Diyelim ki bayrak, bir apartmanın balkonundan karşıdaki dükkâna doğru çekilen ipe asılacak. O insanlarla görüşülüyor herhalde. Nasıl ikna ediliyorlar? Parayla mı?
Bina giydirmelerine para veriliyor. Bayrak asmalarda da iki şey var; apartmandan apartmana çekiliyorsa, o apartmanlardan onay almanız gerek, yoksa keserler. İki direk arasına asacaksanız, yer kapanındır.
    AKP bayrağı asılacakken, apartmanlardan CHP’li biri çıkıp, “Hayır kardeşim, ben istemiyorum, asılmasın” diyor mu?
Bazen oluyor. Oradaki en kilit isim, en yakındaki daire ve ipi kesebilecek ev sahibi. Militanlara çok iş düşüyor, AKP ‘ak postacılar’ diye bir grup kurmuştu.
    Ne yaptılar?
  Tayyip Erdoğan’ın mektubunu elden dağıtıyorlardı. AKP bunu, militanlarının ev gezmelerinde çok güçlü olduğunu bilerek yapıyor. Örneğin CHP, bu tarz bir aktivite yapmak isterse, önce şunu düşünmesi gerek: Bu kadar broşürü, örneğin ev gezerek, dolaşıp bitirebilir mi? Bitiremeyecek gibi ise bunu yapmak yanlış bir stratejidir. Çünkü militanlar “Dağıtma işini bitiremedik” demek istemez, zaman kalmadı diye apartmana girer, apartmanın girişine atar çıkar, broşürler ziyan olur. Doğru strateji üretebilmek istiyorsanız partinin içini, güçlü ve zayıf yanlarını bilmelisiniz. Reklam ajansı bunu bir ayda çözemez.
AKP’nin yüksek oranda oy almasında bunun etkisi büyük sanırım.
Profesyonel yaklaşmalarının payı var. Şöyle bir örnek vereyim: Başarılı iletişim danışmanı bir imajı oturtmak için birçok alt mesaj kurgular ve bunu çeşitli araçlarla destekleyerek iletir. Siz fark etmezsiniz, ama bir bakarsınız öyle düşünüyorsunuz. Mesela Tayyip Erdoğan’ın baba figürü var. AKP, bu aile babası figürüne oynar. Mitinglerde Emine Erdoğan, mutlaka Tayyip Erdoğan ile birlikte gül atar.
Biz koruyucu figürüz” demeye mi çalışıyorlar?
Yani bir şekilde; Tayyip Erdoğan’ın evli, aile babası olduğunu göstermek gibi bir gayret var. 2007 seçimlerinde, CHP ‘Tayyip’in Terör Karşısında Duruşu’ başlığı altında bir gazete reklamı verdi. İlanlarda iki kolunu kaldırmış Tayyip Erdoğan fotoğrafı vardı. Alt slogan, ‘Teslimiyete Son, Şimdi CHP Zamanı’ idi. Bu, AKP için yapılmaya çalışılan negatif bir kampanya iken, etkisi ters oldu. Çünkü kullanılan fotoğrafta Erdoğan’ın alyansı vardı. Alyans, bu imaj doğrultusunda AKP’nin kendi reklamlarında kullandığı bir simge idi. Dolayısıyla CHP reklamındaki alyans da Erdoğan’ın baba figürünü işleyen stratejiyi kuvvetlendirdi, CHP kendi reklamında bu figürü desteklemiş oldu. Ama bu ayrıntıyı kurgulayabilmek reklam ajansının değil, siyaset iletişimcisinin işi.
Lider fotoğrafları ve kıyafetlerinin etkisi
    Liderler fotoğraf çektirirken nelere dikkat etmeli?
   Boyunun uzun, kısa, şişman olması fotoğrafı etkileyen şeylerdir. Önemli olan hoş yönüyle göstermek. Fizik uygunsa boy fotoğrafı dinamik gösterir. Tayyip Erdoğan da boy fotoğraf kullanır. Diğerleri çoğunlukla portreden yana.
Giyim konusunda ne yapmalılar? Tüm siyasetçiler birbirinin aynı, sıkıcı değil mi?
Uygun bir şey belirlemeniz gerekiyor. Bu insanın yıllardır alıştığı bir tarzı var. Bir anda “Şu moda, böyle giyin, daha enerjik gösterir” derseniz, o kişiyi sınırlandırmış olursunuz. Çok temel değişiklikler uzun sürede yapılacak şeyler.
   Bunu en iyi yürüten siyasetçi kim şu anda?
Bizim siyasetçilerimizin hepsi klasik giyiniyor. Seçim dönemlerinde genellikle beyaz gömlek giyip kırmızı kravat takıyorlar. Bizimkilerin seçim döneminde formasıdır.
   Neden beyaz gömlek, kırmızı kravat?
 Bayrak renkleri… Siyah takım giydiklerinde zıtlık verdiklerini düşünüyorlar. Devlet Bahçeli, mitinglerde takım elbise giyer. Tayyip Erdoğan havanın sıcak olduğu zamanlarda gömlek giyer. Deniz Baykal da öyle yapardı.
İngiltere’de iki kardeş, AYNI partide liderlik yarışına girdi. Kardeşinin düzenli aile hayatının aksine sevgilisi ile yaşayan Ed Mılıband kazandı. Almanya’nın Dışişleri Bakanı eşcinsel. Fransa’da Cumhurbaşkanı Sarkozy, çıplak pozları olan Carla Brunı ile evlendi.
Türkiye bu tür siyasetçilere hazır mı?
  Bu, biraz toplumla ilgili. Üst düzey şirketlerdeki yöneticiler de klasiktir; mutlu, evli, çocukludur. Türkiye’de kaç tane bekâr CEO vardır acaba? Sarkozy, seçim kampanyası yaparken eşi, sevgilisiyle yurt dışında tatildeydi. Herhalde bizde böyle bir şey imkânsız. Daha o noktaya gelmedik. Evlilik dışı ilişkiler ya da eşcinsellik o toplumlarda doğal karşılanıyor. Bekâr milletvekili bile bulmak zor bizde.
Türk toplumuna uymayan özelliklere, kişiliğe sahip bir adaya, bunu açıklamasını tavsiye eder miydin? Çünkü doğruluk da bir siyasettir.
Türkiye’nin eşcinsel bir siyasetçiye hazır olduğunu sanmıyorum.
   Genel seçimler Haziran 2011’de yapılacak. Partilerin çalışmaları hızlandı mı?
Gördüğüm kadarıyla hayır. Ama stratejilerin çoktan belirlenmiş olması gerekirdi.
İnternet de müthiş bir mecra. Yeteri kadar kullanıyor mu Türk siyasetçiler?
Genel olarak çok zayıf. Sosyal paylaşım sitelerinde profil açılıyor; bir süre sonra durağanlaşıyor. İnteraktif değil. Bizde partilerin internet sayfaları da durağandır. Sürekli yenilenmiyor. Bu dönemde interneti aktif kullananın şansı artacak. Ben de bir adaya danışmanlık yaparsam mutlaka internete ağırlık vereceğim.
   Sen CHP ile çalıştın, ama yarın AKP ya da MHP’den teklif gelirse çalışır mısın?
Siyaset iletişimi bir meslek. Sadece bir parti ile kampanya yapacaksınız diye bir şart yok. Dünyada da, Türkiye’de farklı partilerle çalışan siyaset iletişimcileri var. Ama çalışabilmem için her şeyden önce adaya inanıp güvenebilmem gerekli.
    Üç parti ile de çalıştın. Her biri için ayrı ayrı tek kelime ile ne dersin?
AKP istekli. CHP çekingen. MHP disiplinli.
Bu röportaj 2390 kez okundu

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA
UA-89680417-1